BELLEK (7) | “Yok”, “olmaz”, “yapamam” diye bir şey tanımayan devrimci: Hayrettin Bakış

Hayrettin çok genç yaşlarda proletarya partisinin düşüncelerinden etkilendi ve kısa sürede örgütlü faaliyetlere girdi. Bu faaliyet sürecinde düşmana esir düştü, hapishaneye konuldu. İki yıla yakın hapishanede kaldı ve 1980 sonları veya ’81 başlarında çıktı. Hapishanede partisinin o dönem önemli kadrolarının yanında kaldı ve onlardan pek çok şeyler öğrendi. Bu onun için avantajdı. Okuyor, araştırıyor, yoldaşlarla tartışıp birçok şey öğreniyor, kavrıyor, ideolojik ve siyasal olarak yetkinleşiyordu. Kendisini “dışarı”daki sınıf mücadelesine hazırlıyordu. Büyük bir sevgi, azim, kararlılık, inatla ve sabırsızlıkla kendisini geliştiriyordu.

Hapishaneden çıkınca “aile ve akraba” çevresine bile uğramadan direkt partisi ile bağ kurdu ve örgütlü faaliyete bıraktığı yerden devam etmekte tereddüt etmedi. O ailesini çok severdi ama partisini, yoldaşlarını, dolayısıyla ideolojisini, davasını, dava uğruna partili mücadeleyi daha çok severdi. Bir devrimci, bir komünist için proletarya ideolojisi, partisi ve kavgasının aileden daha önem taşıdığının bilincindeydi. Onun her şeyi partisiydi, yoldaşlarıydı. (…)

Ardından kırsal alanda görevlendirilmiş ve Dersim’e getirilmiş, direkt gerillaya katılmıştı. Gerillada önce deneyimi varmış gibi hiç zorluk çekmeden hemen adapte olmuştu. İlkin bir mıntıka parti organında, 2. Konferans’tan sonra DABK’a getirilmişti. Aynı zamanda Bölge Askeri Komitesi’nde ve bir gerilla müfrezesinin başındaydı.

Cuntanın gelişinden aylar sonra yapılan 2. Konferans’tan sonra gerilla savaşı yürütme kararı alınmıştı. Buna uygun görevlendirmeler yapılmıştı. Bunlar içinde birinde silahlı faaliyete çekilen güçlerini asker eğitiminden geçirmek birkaç bölgede gerilla faaliyeti başlatmak için ilkin o bölgelerden parti ve askeri faaliyet yürütecek kadro ve nitelikli militanların da bulunduğu bir askeri kamp düzenleyip eğitmek ve askeri bir eğitimden sonra, farklı parti bölge alanlarından gelenler bölgelerine dönünce kendi bölgelerinde gerilla faaliyetinin çekeceği güçlerin askeri kamp eğitiminden geçirerek fiilen gerilla savaşı başlatma karar ve planı vardı. Ancak 1981 Haziran-Temmuz’unda başlayan bu kamp 20 günler içindeyken düşmanın civar illeri de tutarak bütün Dersim’e yönelik hava ve kara destekli, yerel gücü dışında elli bin kişi ile başlattığı askeri operasyon sonucu güvenlik gerekçesiyle o aşamada dağıtıldı. O askeri kamp yönetiminde, tecrübe kazanması amacıyla Hayrettin yoldaş da yer alıyordu.

1981 yaz sonlarından itibaren proletarya partisinin birçok bölge alanında yönetici organlardan alınan kayıplar sonrası önemli darbeler aldı. Dersim’deki büyük ve yoğun operasyonlara rağmen, kırsal alan oluşu ve kitle desteğinden dolayı kayıp alınamıyordu. Şehirlerde düşmanın çok yönlü saldırıları sonucu önemli kayıplar alınmıştı.

12 Eylül’ün tüm şiddetiyle estirdiği terör, çok yönlü ideolojik, siyasi, kültürel vb. saldırıların yoğunluğu, devrimci hareketin duraklamadan gerilemeye gittiği, devrimci hareketlerin çok ağır kayıplar aldığı, proletarya partisinin de önemli kayıplar aldığı, belli kesintiler, dağınıklık, demoralizasyonun getirdiği bu saldırıların saflarda belli ölçüde kaçışları, ideolojik savrulmaları getirdiği koşullarda bile sarsılmadı. En ufak yalpalama göstermedi, tersine bu durum onu daha da kamçıladı. Kolları sıvadı, artan görev ve sorumluluklara daha da sıkı sarıldı.

Partisinin aldığı ağır kayıplar sonucu MK iradeyi yitirdi ve ’82 baharında güçlendirmeye gitti. Alanda Hayrettin’in katıldığı güçlenme toplantısında yoldaşlar onu da seçmişlerdi. Hayli ağır bir yükün altına girmişti. Bir yandan düşmanın çok yönlü estirdiği faşist saldırılar sonucu devrimci durum ve hareketin gerilemesi ve aldığı kayıplar ve devrimci hareketlerin tasfiyeciliği ve ideolojik saldırıları; diğer yandan proletarya partisinin aldığı ağır kayıplar ve yanısıra böylesi koşulların doğal sonucu kaçınılmaz olarak çıkan sağ tasfiyecilikle hayli uğraşması gerekiyordu. O, bunun bilincindeydi. İlk ciddi kapışma deneyimini katıldığı güçlendirme toplantısında gösterdi. Akabinde 2. MK ikinci toplantısında bunu gösterdi. Sağ tasfiyeci anlayış ve yaklaşımlara tavır aldı. Mücadele yürüttü. Belli noktalarda yetersiz kalsa da esasta tutarlı bir tavır takındı.

2. MK ikinci toplantısında sağ çizgi kaynaklı bazı tasfiyeci kararlar da alınmıştı. O kararları doğru görmese de üzerine yeterince gidememişti. Birkaç ay sonra yapılan Askeri Komisyon toplantısında yapılan tartışma ve eleştiriler üzerine sorunun ciddiyetini daha iyi görmüş ve MK’nın özellikle gerilla güçlerinin dağıtılıp silahlı parti çalışması ile bütünleştirilmesi, dönüştürülmesi kararı sağ tasfiyeci bir çizginin ürünü olarak görülüp şiddetle mahkum edilmiştir. Akabinde SB yaptığı toplantıdan söz konusu kararı geri çekip eleştiriler ışığında değiştirmişti. Geri çekilme kararının altının doldurulması anlayışlarındaki sağ tasfiyeci anlayışlara karşı da aynı eleştiriler yönelmişti. 2. MK 3. Toplantısında da aynı yaklaşımlarla esasta ideolojik-siyasal uyanıklığını korumuştu. Ağırlaşan koşullar, proletarya partisinin aldığı kayıplar hem saflardaki küçük burjuva kökenli, küçük burjuva anlayışlı oportünist sallantılı öğeleri artırıyor, hem kayıplar da birçok yoldaşların yitirilmesini getiriyordu. Bu durum esasta doğru çizginin güç ve etkisini giderek azaltmıştı. ’83-84’ten itibaren sağ çizgi Parti yönetiminde egemenlik sağlamaya başladı. Başka yoldaşların yanısıra Hayrettin yoldaş da yetersizliklerine rağmen sağ çizgiye karşı şehit düştüğü 24 Ekim 1985’e kadar mücadele yürüttü.

Ağır faşist terörün bütün hızıyla sürdüğü, devrimci hareketin çok ağır kayıp aldığı, kitlelerin önemli ölçüde sindirildiği, devrimci hareketlerin hemen hemen hepsinin sağ tasfiyecilikle örgütlerini dağıtıp yurtdışında nefes aldıkları, bu tasfiyeciliğin proletarya partisini de etkilediği, yurtdışına kaçışların moda haline geldiği, örgütün örgütsüzlüğe terk edildiği koşullarda Türkiye’de, proletarya partisinin başında o koşullarda daha iyi korunabileceği ve örgütlü gücü ve silahlı gücünün başında olmanın önemini görüp, onda diretenlerden biriydi. Çünkü kaptanlar kabininde dümenin başında olmalıydı. Hem hedefe ilerlemek, hem keşmekeşliği önlemek ve ortaya çıkan her karmaşayı önlemek, hem de fırtına ve azgın dalgalarda gemiyi batırmamak için, geminin dümenine daha sıkı sarılıp usta bir kaptanın engin tecrübesiyle, engellerle ustaca boğuşup yoluna devam etmesi için görevinin başında olmalıydı. Kaptan geminin başında olmayıp dışında olursa kaptanlığı hiçbir işe yaramayacak, kaptansız gemi de yol alamayacağı gibi denizdeki bir fırtına saldırısıyla hızla bir yere çarparak batacak veya infilak edecektir.

Kaptanın gemide bulunması ya da bulunmaması ideolojik bir sorundur. Sınıf tercihini yapıp kendisini ona adamayanlar, uzun yolun sıkıntılarına katlanamayanlar, fırtına ve azgın dalgalarla boğuşmayı, her an ölümü solumayı göze alamayanlar, proleter ideolojik bağlılığı göstermezler? Marksist ideolojiyi doğru özümsemeyenler ideolojik olarak sağlam olamazlar. Aynı zamanda ideolojik olarak benimseyip davaya bağlılık gösteremeyenler de elbette ki kavgada ölümü göze alamazlar. Ve yaşamını adamayanlar elbette ki bedel ödemekten kaçarlar. Haliyle korkunun boyutu kaçışın mesafesini açar, o derece hem ideolojik-siyasi hem de fiziki olarak uzaklaştırır onları.

Kaptanlardan biri olarak geminin başında bulunması bir ideolojik kavrayış, davaya, partiye, halkına bağlılık sorunudur. Dava, parti, kitleler ve kendine karşı sorumluluk ve samimiyet sorunudur. O, buna layık olmaya çalıştı. Kavrayışı, seviyesi, yetenekleri ve birikimi oranında çaba sarf etti. Yetersizliklerini gördüğü ve gösterildiği oranda samimiyetle aşan bir yoldaştı. Oldukça alçakgönüllü bir yoldaştı. Kibirliliğin, kendini beğenmişliğin zerresi yoktu. Konumu kötüye kullananlardan, kariyer düşkünü olanlardan, altından kalkamadığı halde samimi davranıp istifa etmeyen mevki düşkünü ikbal avcılarından yine yetki mücadelesi verenlerden nefret ederdi. Onları gelişmenin önünde engel görürdü.

Ondan öğreneceğimiz, bize örnek teşkil eden birçok yönü var. En başta araştırma ve inceleme yapmayı sevmesiydi. Teorik-siyasal araştırmaları imkan ve zamanı elverdiği oranda yapardı. Onun dışında herhangi bir sorun ve olguyu ele alırken mümkün olduğu kadar iyi araştırır ve ondan sonra hüküm yürütürdü. Araştırmadığı, incelemediği, bilmediği konulara karışmazdı ve bunlara sahip olmadan konuşmak saçma sapan konuşmaktır ve ciddi hatalara götürür derdi. Kitlelerle diyalogu çok muazzamdı. Yaşlılarla, kadınlarla, gençlerle ve çocuklarla oldukça rahat diyalog kurar, yaşlıyla yaşlı, çocukla çocuk gibiydi ve onları konuşturup deşmeyi, öne çıkan sorunları üzerine ajitasyon/propaganda yaparak onları sıkmadan saatlerce dinlemelerini sağlardı. Oldukça sabırla onları dinler, konuşurken de arasıra soru biçiminde bir şeyler sorar onların dikkatini yoğunlaştırır ve neşeyle dinlemelerini sağlardı. Konuştuğu insanlar çoğu kez dinlemeye kendilerini öyle bir kaptırırlardı ki kendi işlerini kaçırırlardı. Kitlelerin iyi bir öğrencisi olduğu gibi öğretmeni de oluyordu. Aynı zamanda iyi bir ajitatördü. Bir olgu üzerinde hareket ederek onları oldukça doldururdu, ajite ederdi ve karşı çıkan geri kitleleri olgular vesilesiyle şeylerin sebeplerini, birbirleriyle bağlantılarını, gidişatını ve kaçınılmaz sonunu açıklayarak birçok düşünceyi birden verirdi. O siyasal propaganda ile etkilerdi.

Kitlelerin sorunlarıyla ilgilenmeye önem verirdi. Kırsal alanlarda bulunduğu için köylülüğün küçük mülk sahipliğinden gelen sorunlarını, çelişkilerini, sürtüşmelerini, bunların nedenlerini iyi bildiği için kolay çözerdi. Küçük köylü kurnazlığını yutmazdı. Kim neyi, niye, hangi amaçla getiriyor veya hangi zemine çekecek hemen başında tahmin eder, hemen altında yatan hesapları ortaya döker, böyle olmaz deyip ikna ederdi. Herhangi bir sorunu araştırırken de oldukça uyanıktı. Kitleler bu uyanıklılık karşısında genellikle şaşırırlardı ve nerden biliyorsun derlerdi. Şakayla “kureş”tir (Müslümanlarda Hz. Muhammed bağlantılı olan bir aşiret soyundan geldiği iddia edilen ve bir kolu Tunceli’de bulunan, “dede”- “ermiş” gözüyle bakılanlara söyleniyor “kureş”) de ondan denilmesi sonucu yoldaşın adı “kureş” olarak yerleşti. Yoldaşın diğer şeylerin yanı sıra ağırbaşlılığı, olgunluğu, alçakgönüllülüğü, fedakarlığı, ciddiyeti, verdiği sözlere bağlılığı, kitlelerle diyalogu, seviyeli esprileri, yoldaşlarına bağlılığı, onlar üzerinde gözle görülür yarattığı etki, oturaklı kişiliği vb. kitleleri derinden etkiliyor, olağanüstü denilebilecek saygınlığını ve sevgisini kazanmıştır. Faaliyet yürüttüğü Dersim ve civarında en çok tanınan, adeta efsaneleşen yoldaşlardan biridir Dersim’in “Kureş”i. Kitleler ondan bahsedince derinden iç çekmeden edemezler ve gözlerinin dalmasını önleyemezler. Yoldaşın sınıf kiniyle dolu olması ve düşmana karşı acımasız olması onun bir başka özelliğiydi. O dönemin sınırlı teçhizatına rağmen bir dizi saldırı ve savunma eylemine girmiş, başarıyla çıkmıştı. İhbarcıların korkulu rüyasıydı. Gelen bilgilerin yanı sıra diyaloglarda istihbarat edinmesi, zayıf noktalar bulması, tahlil, bağlantı, ilişki ve çelişkileri iyi yakalar, izlerini sürdürür, gözetim altında bulundurup, müthiş bir mantık gücüyle ele alır sonuca taşırdı. Birçok ihbarcıyı gözlem altında tutturmuş ve açıklarını biriktirip onları gafil avlayarak somut verilerle sorgulayıp veya çeşitli yoklama yöntemleriyle alçaklar sürüsünü ustaca ortaya çıkarıp cezalandırırdı. Kitleler “Kureş”in sorgulamalarına sonsuz güvenirlerdi.

Kuşkusuz kitlelerin “Kureş”e sevgi ve güveni partimize olan güveniydi. Partinin uzun yıllardır yürüttüğü mücadelenin, verdiği emeklerin, onların içlerinden gelen yüzlerce şehidimizin verdiği güven ve üzerinde yarattığı etki sonucuydu. Proletarya partisine güven yoldaşlara güveni geliştiriyor. Yoldaşlarımıza duyulan güven proletarya partisini geliştiriyor. Yoldaşlarımızın güven veren kişiliklerini de kolektif vermektedir, kolektif şekillendirmektedir. Mevcut toplum bize çok tertemiz, kişilikli insan vermiyor, nispeten en temizini kolektif kazanıyor, eğitiyor, dönüştürüyor, nitelikli insanlar haline getiriyor. Daha iyi eğitilip yetiştirilen, ideolojimizi iyi kavrayan, kolektif kişiliği daha iyi oturan, kolektifin görüşlerini, görevlerini, yine kendi görev ve sorumluluklarını iyi özümseyen kuşkusuz ona göre hareket etmekte, on göre yaşamaktadır ve haliyle kitlelerin böyle yoldaşlara daha çok güven duyacakları açıktır. Böyle devrimcileri, komünistleri yetiştirenin de kolektif olduğunu görüyor, kendilerine hizmet eden, onları örgütleyen, yol gösteren, mücadeleye çeken çıkarlarına yaşamını adayanları yetiştirenin kolektif olduğunu görüyor, biliyor.

Hayrettin yoldaş sadece kitleler tarafından bu kadar sevilmiyordu. Bütün yoldaşları tarafından da çok seviliyordu. Onunla çalışmak, onun gerilla birliğinde olmak bütün yoldaşlarının gönlünde yatan bir istemdi. Onunla birlikte çalışmak bir şanstı. Onun yanında olanlar kendini daha bir güvende hissediyordu. Gerek siyasal meselelerde, gerek örgütsel meselelerde, gerek gelişen olaylarda, pratik meselelerde, gerek kitleler arasında olan sorunlarda, gerek yapılan işlerde, gerek hareket tarzı, şu ya da bu işi organize etmede, gerek sorunları ele alırken yöntemde ve gerek düşman karşısında takınılan tavır ve izlenmesi gereken hat konusunda olsun vb. Hayrettin yoldaşın yanında olmak bir avantajdı yoldaşlar için.

Yoldaşın sezgi gücü ve uyanıklığı olağan üstü denilecek durumdaydı ve insanların hayranlığını kazanırdı. Her yoldaş örnek almak isterdi. Bugün ölümü üzerinden bunca yıl geçmesine rağmen onun gibi yığınlarca yoldaşı yetiştirememek ne acı bir şey! Bugün Hayrettin, İsmail Oral, Cemil Oka, Armenak Bakır, Ali Yılmaz, Ali Uçar gibi yoldaşlara sahip olmak her zamankinden daha önem taşımaktadır.

Yoldaşın örgütçü yeteneği gelişkindi. Her koşulda koşulları, ihtiyacı, mevcut nicel gücünü ve onun niteliğini iyi tahlil edip, stratejik hedeflerini gözden kaçırmadan, neleri önce, neleri daha sonra ele alacağını iyi hesaplayarak hareket eder, planlamasını ona göre yapardı. Güçlerini organize edip doğru yönlendirmeyi iyi becerirdi. Pratik zeka, çekip çevirme, duruma hakim olma, inisiyatifi elde tutma, insanlara güvenip inisiyatif tanırken aynı zamanda inisiyatifi elinde bulundurma, yanlış ve aksaklıklara zamanında müdahale etme, işe yarayacak her insandan, onların yeteneklerinden yararlanmak, görevlendirmelerde yeteneklerini göz önünde tutmak, çok uzun yıllar aynı insanları aynı görevde dikkatleri dağılmasın, ufku daralmasın, belli yönlerle gelişmede sınırlı kalmasın diye tutmamak, gelişme vaad eden her insanın elinden tutup ilerletmek, denetimindeki her insanı iyi gözlemleyerek istikrarlı gelişme yönünü veya tökezlemelerini zamanında görüp ona göre yaklaşımda bulunmak, insana göre iş değil de işe göre insan vermeyi iyi bilmek her örgütçüde bulunması gereken bir özelliktir. Bu yönleri hiç olmayan veya zayıf olanlar iyi örgütçüler olamazlar. Faaliyeti geliştiremezler, tersine böyleleri örgütlenmeye konulursa hiçbir gelişme gösteremeyecekleri gibi, mevcudu da dağıtıp, çürütüp tasfiye ederler.

İyi bir örgütçünün bir özelliği de sıfırdan, elinde hiçbir şey veya hemen hemen hiçbir olanak olmadan birçok şey veya her şeyi yaratmasıdır. “Yok” ve “olmaz”, “yapamam” diye bir şey tanımamasıdır. Ve bu kavramlara savaş ilan etmesidir. Faaliyet dalında gerek düşmana yönelmede, gerek kitleler içine girip her şeyi orada bulup, kazanıp, geliştirip, çekip çevirip partiye, mücadeleye kazandırma yeteneğidir. İyi bir örgütçü kolektifin ve kitlelerin sorunlarıyla sürekli ilgilenip, çaba ve çalışkanlığıyla, onların sevgisini, sahiplenmesini kazanandır. Bir avuç düşman ve oportünist akımlar dışında kitlelerin sevgi, güven ve desteğini kazanamayan biri örgütçü olamaz ve örgütçülüğe layık olamaz.

İyi bir örgütçü çok yönlü gelişendir. Çok yönlü gelişme özelliğini kazanan ve açık olandır. Teorik, siyasal olarak iyi gelişmelidir. Ama esasta alanı gereği ajitasyon, propaganda, yazım yönü, örgütleme ve pratik-askeri alanı gelişkin olmalıdır. Örgütçü kitleler içinde yaşayan, onlarla sıkı bağlar kuran, etkileyebildiği her insana yapabileceği işler vererek, her vesileyle örgütlemeye çekip, her gelişen, değişen duruma uygun örgütlenmeler kurabilendir. İşlevini yitiren örgütlenmeleri zamanında dağıtmasını beceren kendisi ve elindeki örgütlü güçlerin çok yönlü yeteneklerini geliştiren, örgütlediği her insanı ve gücünü düşmana karşı pratik-askeri mücadele içinde seferber etmesini bilendir.

Örgütçülük bir yetenek özelliğidir. Kuşkusuz yetenekler doğuştan gelmez, insanlar üretim sürecinde ve yetiştirilme sürecinde kazanırlar. Örgütçüler faaliyet içinde yetişirler. Faaliyet-pratik olmazsa veya istikrarlı faaliyet olmazsa örgütçüler de yetişemez. İyi örgütçüler yetiştirmek için doğru ideolojik-siyasi politika, doğru bir örgütlenme modeli, doğru bir çalışma tarzı, sistemli, istikrarlı, amatör değil profesyonel bir faaliyet şarttır ve bunun içinde yetiştirilir. Kuşkusuz sistemli bir şekilde ideolojik-siyasi olarak beklenmesi, politik, taktik önderlik yapılması oranında, canlı pratik içerisinde nitelikli örgütçüler yetiştirilebilir. Böyle koşullar içinde de yetişen nitelikli örgütçüler de canlı faaliyet içinde yığınlarca iyi örgütçüler yetiştirirler. Nihayet doğru politikayı hayata uygulayan da kadrolardır. Böyle dar ve geniş anlamda kadrolar yetiştirilmezse ciddi bir gelişme kat edilemez. Doğrular kitap sayfaları arasında kalır. Bir KP, MLM’nin kitap sayfalarında, yazılarında, kararlarda kalmasını istemiyorsa canlı bir faaliyet içinde nitelikli kadrolar, örgütçüler yetiştirmek zorundadır. İyi kadroların canlı bir mücadele pratiği içinde yetiştirilip geliştirileceği unutulmamalıdır.

Bugün genelde devrimci örgütlerin, özelde proletarya partisinin her zamankinden çok böylesi yoldaşlar yetiştirmeye ihtiyacı vardır. Yeni kuşaklar bazı yönlerini vurguladığımız Hayrettin yoldaşı kendilerine örnek almalıdırlar. Her yoldaş Hayrettin ve diğer şehit kadrolarımızı bugün daha çok örnek almalı ve onlara layık olmalıdır. Her isimlerini telaffuzda ve fotoğraflarına bakarken onlara ne derece layık olduğuna cevap verebilmelidir. Onların ideallerine bugün daha çok bağlı kalıp hayata uygulamalıyız. Bize bıraktıkları bayrağı ne derece onlara layık olarak taşıyoruz? Ona yanıt vermeliyiz. Ve ölümsüzlüklerini yaşatalım!

 

Bir yoldaşı