Örgütlenme Komitesi’nden açıklama: “Partiye, ilkelerine ve çizgisine sahip çık, darbeciliğe tavır al!”

H. Merkezi: Taraftarlarına, şehit ve tutsak ailelerine, devrimci kurumlara ve çeşitli milliyetlerden emekçi halka ithafen bir açıklama yapan Türkiye Komünist Partisi/Marksist Leninist (TKP/ML) Örgütlenme Komitesi “Parti iradesinin, “MK”nın durumu ve Partimizin geleceği ile ilgili karar verme yetkisini gasp etme ve bu yetkiyi tek elde toplama faaliyetinden ibaret olan darbeci-tasfiyeci, hizipçi kliğe karşı parti üye ve partimizin ana gövdesini oluşturan yönetici komitelerimizin irade beyanı ‘Örgütlenme Komitesi’ olarak somutlanmıştır. MK’nın siyasi, hukuki, nicelik bakımdan çöktüğü, meşruluğunu yitirdiği bu aşamada Parti iradesi kararını bu yönde vermiştir” dedi. Elimize e-posta yoluyla ulaşan ve haber değeri taşıyan açıklamayı güncelliğinden kaynaklı paylaşıyoruz:

 

TÜM PARTİ TARAFTARLARIMIZA, ŞEHİT VE TUTSAK AİLELERİMİZE, DOST VE DEVRİMCİ ÖRGÜTLERE, ÇEŞİTLİ MİLLİYETLERDEN EMEKÇİ HALKIMIZA!

 

Devrimci ve Demokrat Kamuoyuna;

 

Partiye, İlkelerine ve Çizgisine Sahip Çık, Darbeciliğe Tavır Al!

 

“Her şeyin başı dürüstlüktür!” (F. Engels)

Partimizde, ilkin “içeride” yaşanan, akabinde de kimi başlıklar üzerinden “dışarıya”, kamuoyuna yansıyan, Partimizin yüzlerce şehit yoldaşımızın canı pahasına nice bedellerle yarattığı haklı prestij ve saygınlığını zedeleyen tartışma, sorun ve ayrışmanın; ortaya çıkışı, gelişimi ve nihayetinde bugün ulaştığı aşamaya dair başta parti kitlemiz olmak üzere, kamuoyunu bilgilendirme amacıyla bu açıklamayı yapmayı halkımıza karşı bir görev, bir borç biliyoruz.

Her şeyden önce söylemeliyiz ki, daha önce defalarca vuku bulmuş; iç sorunlarla boğuşma, ona sıkışma hali ve devamında açığa çıkan ayrışmaların hareketimize gönül vermiş, emeğini esirgememiş parti kitlemizin, halkımızın gündemini meşgul etmesi elbette üzüntü vericidir. Bu durum, parti güçlerimizin, kitlemizin, taraftarlarımızın ve halkımızın siyasal faaliyetleriyle, ödediği bedelle, emeğiyle ve değerli katkılarıyla yaratılan birikimimizin çarçur edilmesine, değerlerimizin dejenere olmasına ve en önemlisi de sınıf mücadelesinde kapladığımız alanın giderek daralmasına yol açmıştır. Elbette ki bu durum hepimizi açısından üzüntü vericidir. Ancak unutmamalıyız yürüttüğümüz sınıf mücadelesidir ve sınıf mücadelesi sadece uluslararası alanda ve ülke içinde sınıf düşmanlarına karşı yürütülmemektedir. Tüm bunların bir yansıması olarak Parti içinde de yürütülmektedir. Halk saflarında ve özellikle “içte”/Partide yürütülen mücadelede çelişkinin çözüm yöntemi, zor/şiddet değil ideolojik mücadeledir; eleştiri ve özeleştiri yöntemidir. Proletarya partilerini geliştiren, canlı/militan kılan ideolojik-siyasi çalışma, sınıf mücadelesi pratiği ve eleştiri öz-eleştiridir. Bunun yapılmadığı yerde partiler geriler, yozlaşır, çürür ve işlevini yitirir. Ve doğal olarak çeşitli türlerden burjuva çizgi egemen olur ve proletarya partilerinin adım adım sınıf niteliğinden, ilkelerinden, işleyiş ve misyonundan uzaklaşması kaçınılmaz hale gelir.

Zamanında, bilimsel bir zeminde hesabı görülmeyen, Marksist-Leninist-Maoist ideolojinin süzgecinden geçiril(e)meyen her sorunun ve duruşun daha büyük, daha yıkıcı ve daha ağır bir şekilde yeniden karşımıza çıkacağı gerçeğine acı bir şekilde bir kez daha tanıklık ettik/ediyoruz. İnanıyoruz ki bu süreç, bizi sınıf mücadelesi karşısındaki sorumluluklarımızdan alıkoyan hata ve eksik, zaaf ve yetmezliklerimizle gerçek anlamda hesaplaşmamızın vesilesi olacak ve tüm bu yaşananlar Partimizin kolektif hafızasına kazınacaktır. Çabamız buradan edindiğimiz ve sorgulayıcı bir yaklaşımla süreci ele aldıkça edinmeye devam edeceğimiz, olumlu ya da olumsuz ama oldukça zengin deneyimleri kalıcılaştırmaya dönüktür. Bugün gelinen nokta bizler açısından bir sonuçtur. Ve önemli olan gelinen durumun temel nedenlerini bütün yönleriyle tahlil ederek doğru dersler çıkarmaktır. Parti olarak bunu yapmak zorundayız, yapacağız da.

Zira Partimizin şehit düşen dördüncü genel sekreteri Mehmet Demirdağ yoldaşın, “Durum iyidir, çünkü gerçekler devrimcidir” belirlemesi bize ilham olmaya ve yol göstermeye devam etmektedir. Evet, tam da Demirdağ yoldaşın ifade ettiği gibi bizler açısından kötü olan gerçeklere gözünü kapatmak, onları yok saymaktır. Partimizin bugün içinde bulunduğu kriz, Demirdağ yoldaşın söz konusu bilimsel yaklaşımının bir ispatı niteliğindedir. Partimizin, ideolojik düzlemde ve onun ürünü niteliğindeki politik arenada, örgütsel yaşamda taşıyageldiği zaaflarıyla yeterince çatışmadığı, hesaplaş(a)madığı için -irademiz dışında kamuoyuna da yansıyan- sorunların girdabında iki yılı aşkın bir süredir kulaç atıyor olması ciddi bir sorundur.

Teori ile pratik arasındaki diyalektik bağı kuramamış olmamızın, stratejimize uygun ideolojik donanım ve şekillenişe yeterince sahip olamayışımızın, politikada esnek ve yaratıcı adımlar atamayıp, bu konudaki hantallığımızın ve tüm bunların yarattığı çarpık örgütsel mekanizmalarımızın bizi buraya getirdiğine şüphe yoktur. Kaypakkaya yoldaşın altını çizdiği üzere subjektivizmden arınmış, eleştiri-özeleştiri mekanizmasını yaşama geçiren, çelik disiplinli bir parti ancak sınıf mücadelesinin engin denizinde yelken açarak yol alabilir, azgın dalgalara göğüs gerebilir ve menzile ulaşabilir. Gerek bugünkü tablomuz gerekse de geride bıraktığımız süre içerisinde ortaya çıkan gerçekliğimiz, bu konuda kat etmemiz gereken uzun bir mesafe olduğuna işaret ediyor. Altını çizmek isteriz ki, hatası ve sevabıyla yaşanan ne varsa partimize aittir, onun tarih bilinci ve belleğinin bir parçasıdır.

Bugüne değin açığa çıkan sorunlar ne sadece tek tek bireylerle, onların niyet ve yaklaşımlarıyla ne de özgün süreçlerle açıklanabilir. Açık ki asıl olan partimizin tüm yönetici organ ve komiteleriyle MLM bilimini ne kadar özümsediği, onu pratiğinde ne denli yaşama geçirdiği ve bu pratikten ne tür dersler çıkardığıdır. Tarihimiz bize aynı sorunların farklı veçheler altında sayısız defa ortaya çıktığını göstermiştir. Bu da sorunu ele alış düzlemimizi değiştirmemiz, artık çelişkinin özüne dokunmamız gerektiğini göstermektedir.

 

Parti Önderliği Sınıfta Kalmıştır

Sınıflar arasındaki ezeli mücadelede bilimsel sosyalizmin ortaya çıkmasından bu yana komünist partiler temel, öncü bir misyon yüklenmişlerdir. Ezilen ve sömürülen geniş emekçi yığınları, onlara cehennemi yaşatan sömürücü zalimlere karşı bilinçlendirecek, bir araya getirecek ve örgütleyecek, dahası savaştıracak tarihsel sorumluluk komünist partilerindir.

Komünist partisi, sınıf savaşımında sınanmış, komünist ahlak ve kültürü kuşanmış, geniş yığınların saygısını kazanmış kadrolar ve bu kadroların en ileri olanlarından oluşan merkezi önderliği ile ezilen kitleleri sınıf düşmanlarına karşı örgütler ve sınıf mücadelesini devrimle taçlandırır. Bu noktada parti merkezi önderliği belirleyici bir öneme sahiptir. Partimizin daha öncesine uzanan başlıca sorunlarından biri de bu mekanizma olagelmiştir: Partiyle nefes alıp veren, parti tüzük ve işleyişine sadık, eleştiri ve özeleştiri mekanizmasını işleten, gerçek anlamda partinin önünde yol alan, mevcut durumu sürekli analiz ederek buna uygun politika üretebilen ve eskiden-eskimiş olandan hızlıca kopabilen, partinin yeniye uyumuna önce kendinden başlayan ve örgütü de buna uygun örgütleyen vb. bir lider kadrosu olmalıdır, önderlik!

Parti önderliğinin, herkesten önce gören, yorumlayan ve partiyi kaos ve bunalımlardan çıkartan bir misyona sahip olması onun önderlik kapasitesiyle doğrudan ilintilidir. Lenin, mücadelenin gelişip güçlenmesinde, kitleleri harekete geçirmede partinin belirleyici bir yerde bulunmasına atıfta bulunurken, tam da önderlik misyonundan söz etmektedir. Keza Mao’nun, partide “önder grup” derken anlatmak istediği, yine Parti önderliğidir. Ancak partinin bir “önderliği”nin olması onun her zaman doğru bir önderlik misyonu oynadığını göstermez. Partimiz, uzun yıllardır bu anlamda önderlik sorunu yaşamaktadır.

Altını çizmeliyiz ki, parti merkezi önderliğimiz; en başta MLM ideolojinin kavranması ve buna uygun bir parti yaşamının örgütlenmesinde, partinin savaş stratejisine uygun bir konumlanış almasında, komünist-devrimci kimliğin yeniden ve yeniden üretilmesinde, parti tüzüğü ve hukukundan beslenen parti kültürünü en önde ve ilk olarak inşa etmede, yaşatmada ve sürdürmede sınıfta kalmıştır. Parti merkezi önderliği, hata ve zaaflarıyla barışık yaşamış, eleştiri-özeleştiri mekanizmasını kendi içinde yaşama geçirmemiş, partimizin tüzük ve hukukunu uygulamada ısrar etmemiş, bunun bir sonucu olarak geçen süre içinde partiden kopmuş, bırakalım halk kitlelerine, taraftarlarına ve hatta üyelerine dahi güvenmeyen, partiye rağmen partiye “önderlik eder” bir pozisyona gelmiştir. Kendi içinde yaşadığı sorunları partiden gizlemiş ve partiyle arasında yukarıdan aşağıya, talimat ve yönergelerle kurulan bir ilişki şekli inşa etmiştir. Kendini partinin eleştirilerinden azade ve üzerinde gören bir önderliğin, sınıf mücadelesi ve dolayısıyla partinin ihtiyaçlarına çözüm üretmesi, ondan öte bir örgüt gibi hareket etmesi mümkünse de, bunu sürdürmesi mümkün olmayacak ve tam da bu noktada devreye kaos girecektir. Nitekim son yıllarda yaşadıklarımızdan gördük ki, sonuç tam olarak böyle olmuş, Merkez Komitesi, değil önderlik misyonuna sahip olmak, asgari düzeyde bir komite olma misyonundan uzaklaştıkça, bir örgütten öte bir koalisyon veyahut ittifak haline gelmiş ve komünist bir partiye önderlik etme misyonu ile arasına adeta duvar örmüştür. Açıktır ki; güvensizlikle karakterize edilen böyle bir ortamda ilk olarak parti işleyiş ve hukuku darbe alacaktır/almıştır.

 

Hukuk ve Tüzüğe Sahip Çık!

Nihayetinde partimize dönük düşman yönelimleri ve gerçekleştirilen kimi operasyonlar, parti içinde “bekleyen”, “biriken” kaosun fitilini ateşlemiştir. Tüzük ve hukukun uyarıcı, engelleyici sınırlamaları merkezi önderlik tarafından “ihtiyaç görülmeyerek” hayata geçirilmediğinden düşman yönelimi karşısında konum almak gerekirken merkezi önderlik içindeki birbirine dokunmayan-eleştirmeyen, adeta bir koalisyon şeklinde yürütülen yapı su yüzüne çıkmış ve bunun sonucu olarak birbirine karşı ve kişisel tasarrufları ile hayata geçirilen pratikler ortaya dökülmüştür.

Düşman yönelimi ve operasyonlarının ardından ortaya çıkan kimi sorunlar,  herkes için bağlayıcı olan ilkelerimiz çerçevesinde çözülebilecek iken, bu durumdan dört dörtlük bir kriz çıkarılmıştır. Bu durum, parti “iktidarı”nın ele geçirilmesi adına yapılan hazırlığın bir mihenk taşı olmuştur.

Böylesi bir gerçeklik içinde her şeyden önce yapılması gereken, engellenmemiş tüm MK üyelerinin ve yedeklerin katılımıyla bir toplantı yapılması ve Ekim 2014 tarihinde görev süresi dolan MK’nın bu durumu partiye sunarak partinin iradesini almasıydı. Ne var ki böyle olmamış, önderlik içindeki bir azınlık, geri kalan MK üyelerine herhangi bir çağrı yapmadan bir toplantı gerçekleştirmiş (2015 Haziran Toplantısı); MK imzası atamadığı söz konusu toplantının kararlarını MK yetkileriyle donatarak partimize dayatmış, bu şekilde de “iktidarı ele geçirmek” için darbe girişimine start vermiştir!

Kamuoyuna yansıyan gelişmeler de göstermiştir ki, yaşanan düşman engellemeleri sonrası uygun zemini bulduğunu düşünen bu çizgi, ilkin partimizin tüzük ve hukukunu ayaklar altına almış; gerçekleşen darbeyi partimize kabul ettirmeye çalışmış, buna karşı duran yönetici komiteler, Parti üyeleri ve yoldaşlar tasfiye edilmek istenmiş; bunun  başarılamayacağı görülünce de partimizin bölünmesi aşamasına geçilmiştir!

Parti yazınımıza “Haziran 2015 Toplantısı” olarak geçen söz konusu toplantı, (X Alanında Bulunan MK ve MK Yedek Üyeleri Toplantı Raporu-HAZİRAN 2015)  partimizin geleceği ile ilgili bir yığın karar almış ve kendini MK yerine koyarak alanlara, yönetici komitelere müdahalelerde bulunma hazırlığına girişmiştir. Yapılan, partimizi tüm güçleriyle birarada tutan, temel harç niteliğindeki tüzüğümüzün yerle bir edilmesidir. Böylece partimize diz çöktürülecek ve teslim alınacak, tüm “iktidar” bu çizginin temsilcilerine geçecekti!

Sonuç olarak parti hukukunu rafa kaldıran bu çizgi sahiplerinin temel parolası; kriz, kaos ve tasfiye olmuştur! Yaşanan düşman engellemeleri ve operasyon henüz parti bünyemiz tarafından analiz edilmeden partimizin karşısına yeni bir kriz çıkarılmış, bu durum dayanak yapılarak yaratılan kaos içinde, hukuku savunan yönetici komitelerin pratikte adım adım tasfiyesine girişilmiştir!

Bu iktidar düşkünleri; 12 Eylül AFC’sini aratmayan günümüz koşullarında, OHAL altında KHK rejimiyle zapturapt altına alınmaya çalışan coğrafyamızda yaşanan ne varsa bir kenara bırakmış ve gözlerini elde etmek ve korumak için yanıp tutuştukları o “değerli koltuğa” dikmişlerdir. Askeri ve siyasi operasyonların şiddetle süregeldiği bu koşullarda devrimci kaygılara içkin bir önderliğin, parti birliğini korumaya çalışması, güçleri birarada tutmak için azami çaba sarf etmesi; kadro ve savaşçıların ideolojik düzeyini yükseltmeye odaklanması beklenirdi!

Ancak yaşananlar tam tersi olmuştur.

İşçi ve emekçiler yoksulluğa ve borç batağına sürüklenirken, örgütsüz ve güvencesiz çalışma şartları her ay yüzlerce işçinin hayatına mal olmuş, güvencesiz çalışma şekilleri aba altına sığmayan orandaki işsizlik sopasıyla kabullendirilmeye çalışılmış, emekçi kesimler çeşitli vesilelerle birbirinden uzaklaştırılarak parçalanmış, kutuplara ayrılmış durumda iken… T. Kürdistanı “özyönetim” direnişleriyle kavrulup, Sur’da, Cizir’de-Nisebin’de vb. Kürt halkı diri diri yakılıp Rojava’da Kürt ulusunun edindiği statü, TC devleti ve beslediği çeteler başta olmak üzere kan ve ablukayla yok edilmeye çalışılırken… Her yıl yüzlerce kadının, LGBTİ+’nın ismi cinayetlerde, nefret saldırılarında birer rakam olarak işlenip erkek egemenliği yaşamın her alanında devlet eliyle hayata geçirilip kadın ve LGBTİ+’lere yaşamı zehir ederken… Bu çizgi, gemisine binen kayıkçılarıyla yönetici komiteleri dağıtmanın, altını boşaltmanın, buralardaki yoldaşların itibarını zedelemenin, karalamanın ve en son olarak da onları tasfiye etmenin derdine düşmüştür!

İdeolojik arenada tasfiyecilik ya da bozgunculuk, ilk olarak hedef ve amaçlarda ortaya çıkar. Sınıf mücadelesinin yerine kendi ihtiyaçlarını ikame etmek, ideolojik düzlemde tasfiyecilik, aynı zamanda komünist-devrimci kimlik erozyonu ve son olarak da pratikte örgütsel tasfiyede karşılık bulur. Nitekim yaşanan da bu olmuştur!

 

Bu Çizgi; Kürt Sorununda Türk, Kadın Özgürlük Mücadelesinde “Erk”ektir!

Gerçek hizipçiler partiye darbe yaparak partiden kopanlardır

Partimizin programatik görüşlerini “sol” sekter bir şekilde “savunan”, ancak pratikte sağ oportünist bir hatta olan bu tasfiyeci çizgi aynı zamanda hizipçidir. Zira her darbe, aynı zamanda ciddi bir ön hazırlığı gerekli kılar. Avrupa alanında, demokratik alanlara dönük, bugün belgelerle deşifre olan komplo ve hizip faaliyeti bunun kanıtıdır! Belgeler, Avrupa alanında yönetici komitemizin görev alanına müdahale etmek için yapılan gizli planları ve aşağılık icraatları tek tek ortaya koymuştur.

Darbeci-tasfiyeciler bir yandan uzun soluklu planlamalarını yaşama geçirmeye çalışırken diğer yandan yaşananlara tavır alarak parti ilkelerini savunan partililere karşı tasfiyeye girişmiş, türlü yalanlarla yaratmak istedikleri kamuoyuyla, kendi dışındakileri etkisizleştirme oyunları tezgahlamış; bunlar boşa çıkartılınca da “parti belgelerini dağıtarak hizipçilik yapıyorsunuz” yalanına sarılmış ve kendileri dışında kalan herkesin devrimciliğini sorgulayarak suçlarının üzerini örtmeye çalışmışlardır.

Partide yaşanan tartışmalarda çıkmazlarını ve ideolojik bitmişliklerini gizlemek için sürekli “72 ruhu”nu temsil ettiklerini iddia edenler, “72 ruhu”yla aralarındaki uzun mesafeyi her pratikte tekrar tekrar ortaya koymuşlardır. Bunun en çarpıcı örneği hiç kuşku yok ki, …. tarihinde yaptıkları bir “toplantıda” aldıkları … tarihinde …’da olma kararını (ki, kendileri dışındaki Partililer, bu karardan planlanan tarih geçtikten sonra haberdar olmuştur) OHAL’i gerekçe göstererek yerine getirmemeleridir. Başkalarının devrimciliğini sorgulamada sınır tanımayanlar, sıra kendilerine gelince, yüzleri bile kızarmadan OHAL gerekçesi ile ne keskin “72’ci” olduklarını ispatlamışlardır.

Yukarıdaki örnekte olduğu gibi keskin söylemleriyle pratikleri arasındaki açı büyüdükçe, “hizipçi” söyleminin sesini sürekli yükseltmişler ve “sınıf düşmanlarımızdan daha düşman” bir “hizip umacısı” yaratmışlardır.

Peki gerçekler-pratikler neyi göstermektedir? Gerçek hizipçiler kimlerdir? Bu kesimin pratiklerinden bir özet yaparak gerçek darbeci ve de hizipçilerin kimler olduğuna bakalım:

1) Haziran 2015 tarihinde MK toplantısı olmadığı halde, bir arada olan MK ve MK yedek üyelerinin kendi aralarındaki bir toplantıyı, MK toplantısı şeklinde yansıtarak, Parti iradesini manipüle etmeye çalışan dönemin azınlık “MK” üyeleridir.

2) HBDH’ye imza atıldıktan sonra, bu görüşmelerden haberleri olduğu halde, “haberimiz olmadı” diyerek gerçeği partiden gizleyen ve bunu HBDH’den çekilmenin bir nedeni olarak ileri süren dönemin azınlık “MK” üyeleridir.

3) “HBDH’den çekilip çekilmemeyi parti iradesine sunuyoruz” deyip, çoğunluk sağlanmadığı halde “sağlandı” diyen, üstelik bazı yoldaşların görüşlerini partiden saklayan ya da çarpıtan dönemin azınlık “MK” üyeleridir.

4) “MK iradesini yitirmiştir” açıklamasıyla birlikte, tüzük hükmünü işletmeyen, yedek üyeleri “ben bunlarla çalışamam” diyerek partiye “şikayet eden” dönemin azınlık “MK” üyeleridir.

5) “İradeye gittik, irade … yoldaşı MK üyeliğine atadı” diyerek bu sözde iradede bir çoğunluk sağlayamamalarına rağmen “merkezi irade sağlandı” gibi bir yalanla partiyi manipüle etmeye kalkan dönemin azınlık “MK” üyeleridir.

6) Partimizin tarihini, ilkelerini, geleneğini reddeden bir şekilde faaliyet alanlarındaki devrimcilere saldırı planlayıp pusu kuranlar, bu emirleri verenler dönemin azınlık “MK” üyeleridir vb.

Kısacası bu darbeci-tasfiyeci çizgi, aynı zamanda hizipçilikle karakterizedir. Zira, Haziran 2015’ten bu yana yetkileri olmadığı halde kendi anlayışlarını örüp, örgütlenmeler kurarak partinin ezici bir çoğunluğunu oluşturan yönetici komiteleri alaşağı etmeye çalışmışlardır. Resmi MK toplantılarında onaylanan yönetici organları saf dışı bırakarak onlarla resmi ilişki kanallarını tıkamış, alternatif bir GB çalışması oluşturmuş, kadın faaliyetinin kazanımlarını üzerine basarak geri almaya çalışmış ve kendi erk’likten malul bakış açısıyla ayrı bir “kadın örgütlenmesi” yaratmış, çeşitli yönetici organlara kendi iktidarına biat eden “alternatif” isimler yerleştirmiştir vb… Avrupa’da ne olduğu belli bile olmayan örgütler kurmuş ve yine bu alanda demokratik alan çalışmalarında farklı bir kimlikle kendi sitesini açmıştır. Dahası partimizin herhangi bir kararı ve MK’nın da bu yönde herhangi bir tartışması olmadığı halde partimizin merkezi illegal kitle yayın organı olan “İşçi Köylü Kurtuluşu” ismi dolaşıma sokulmuştur. Diz çökmeyen ve teslim alınamayan yoldaşlara yönelik anti-propaganda, teşhir faaliyeti yürütülmüş, bu yaptırımların sonucu daha sonra, tehdit, hakaret ve fiili şiddetle alınmıştır.

Kaosun başladığı tarihten bu yana partimizin temel perspektifi söz konusu darbeciliğe son verilmesi konusunda bu çizgi sahipleriyle ideolojik mücadele yürütmek olmuştur. Yoldaşlarımız sorumlu bulundukları bütün alanlarda eleştiri, tartışma bağlamında iki çizgi mücadelesini ısrarla sürdürmüş, tüm bunlar olurken sorunların üstesinden parti içi mücadeleyle gelme anlayışıyla hareket etmiş, başka komitelerin görev alanlarına müdahale etmemiş, dağıtmaya çalışmamış; sınıf mücadelesinin her organa yüklediği görev ve sorumluluklara odaklanmışlardır. Ne var ki bunu yapmış olmak bu iktidar düşkünü, dogmatik ve statükocu çizginin düşmanlığını bu alanlarımıza ve bu alanların önderliklerine çekmelerine engel olmamıştır!

Bu düşmanlık, en açık ve kirli yüzünü kadın yoldaşlara çevirmiş, bu çizginin sahipleri ne kadar erk-ek olduklarını her vesile ile ortaya sermekten çekinmemişlerdir. Zira bu çizginin otoriter, tek adamcı, ben merkezci ve her şeyden önce erkek egemen zihniyet dünyasına ilk ve en güçlü taarruz kadın yoldaşlarımızdan gelmiştir. Bunun bilincinde oldukları içindir ki ilk olarak komünist kadınlara, onların kadın kimliğine, burjuva siyasetçileri aratmayacak cinsiyetçi, homofobik söylem ve yaklaşımlarla saldırmışlardır. Bunlarla yetinmeyerek egemenlerin kaos ve kriz dönemlerinde ilk elden kadınları sosyal ve güvenceli iş ortamlarından uzaklaştırmasına benzer bir tutum içerisine girerek MK üyesi olmasına rağmen kendi çizgisine biat etmeyen bir kadın yoldaşın MK görevini “hayali” ilan etmiş, resmileşmediği üzerinden bir tartışma açarak boğuntuya getirmiş ve başka bir yönetici komitenin kadın üyesini de “yazılı hale getirmedik” diyerek yok saymış ve ardından kalan erk-ek bileşenlerle bu azınlık MK üyelerine biat edildiğine dair bir açıklama gerçekleştirilmiştir.

Kadın özgürlük mücadelesinde erkeklerin yanında saf tutan bu çizgi, Kürt ulusal sorununda da hakim ulus şovenizmine demir atmıştır. Kadın sorununda erk-ek olanlar Kürt sorununda da hiç çekinmeden Türk oluvermişlerdir! Partimizde kökü kurutulamayan sosyal şovenizm, bu iktidar düşkünleri tarafından göndere çekilmiştir. Kürt ulusal sorununa dair 8. Konferansımızın ortaya koyduğu açılım, bu koltuk sevdalıları tarafından tarumar edilmiş ve Kürt ulusal mücadelesiyle MLM çizgimize uygun olarak ilişkilenme çabamız “kuyrukçuluk” olarak etiketlenmiştir! Bir kez daha ifade etmek isteriz ki, gerek Kürt sorunu gerekse kadın özgürlük mücadelesine dair bugünkü duruşumuzun temeli 8. Parti Konferansımız ve resmi MK toplantılarıdır. Yaptığımız, söz konusu perspektifleri takip etmek ve güncel gelişmeler ışığında sentezlemek ve pratiğe uygulamaktır!

Bir parti, temel ilkeleri etrafında biraraya gelen insanlardan meydana gelir. Burada asıl olan herkes için geçerli kurallardır! Hele de söz konusu komünist partiler olduğunda bu, daha hassas bir hal alır. Zira komünistler asla kariyer, mevki peşinde koşmazlar. Onlar için asıl olan proleter sınıfın ve emekçi yığınların çıkarları, özgürlük ve demokrasi mücadelesinde kazandıklarıdır. Bu anlamda kendi ihtiyaç ve çıkarlarını değil, halk kitlelerinin geleceğini ve bu geleceği kurma iddiasında olan komünist partinin çıkarlarını dikkate almak zorundadırlar.

Bugün tanık olduklarımız, hizipçi/darbeci çizginin bu bağlamda komünist-devrimci bir kültür ve çizgiden ne kadar uzaklaştığına da işaret ediyor. Partimizin Haziran 2015’ten önceki tüm kazanımlarını, birikimlerini, kendilerinin de altına imza attığı kararları bir çırpıda silip atan, kendini partinin tüzük ve hukukunun üstünde gören ve konumlandıran bu çizgi sahipleri, gündüz gözüyle düş görmektedir. Bu çizgi, partimizde devrimci kültür ve ahlakla inşa edilen bir saygınlık yerine kutsal şefe itaat edenlerden müteşekkil bir parti hayali kurmaktadır. Yazık ki bu hayalleri kursaklarında kalmıştır!

Zira unuttukları bir şey var ki, o da artık hiçbir şeyin eskisi gibi olmadığı/olmayacağıdır! Gezi İsyanı’nda açığa çıkan toplumsal dönüşüm, kadın ve gençlerin soran-sorgulayan, kendilerini dışlayan her türlü otoriteye başkaldıran niteliklerden bihaber oldukları aşikardır. Toplumun derinlerinden yüzeye vuran ve sarsıcı dalgalara gözünü kapatanlar şimdi tam da en beklemedikleri ve en zayıf gördükleri yerden ağır darbeler alacaklardı, nitekim tam da bu olmuştur!

 

HBDH, Bir İttifak ve Güç Birliğidir!

İdeolojik, politik ve örgütsel bağlamda burjuvazinin yoğun etkisi altındaki bu çizgi, son zamanlarda her gelişmeyi yeni bir kriz çıkarmak, kaosu büyütmek için birer fırsata dönüştürmüştür. HBDH’ye yönelik tutum da bu çizginin bahsettiğimiz stratejik yaklaşımından beslenmektedir. Türkiye’de ilk defa bu kadar çok sayıda silahlı mücadeleyi savunan devrimci örgütün biraraya gelerek oluşturduğu bu tarihi ittifakın çeşitli milliyet ve inançlardan halkımıza verdiği moral ve coşku, düşmana saldığı korku üzerinden değil, kendi iktidar hesaplarının penceresinden yoruma mazhar olmuştur!

Bu konuya dair tasfiyecilerin Partimize yönelik iki yönlü saldırısı/iddiası olmuştur; birincisi HBDH’ye katılımın örgütsel işleyişe yönelik darbeci bir yöntemle gerçekleştiği, ikincisi ise HBDH’nin ittifak değil “cephe” olduğu ve İbrahim Kaypakkaya çizgisine yönelik ideolojik darbe olduğu iddialarıdır.

İlk olarak belirtelim ki; henüz düşman engellemeleri yaşanmadan önce ilk tohumları atılan ittifak konusunda MK’nın bilgisi mevcuttu. Nitekim bu görüşmeler parti organlarımıza taşınmıştır. Ne var ki burada sorun, söz konusu tartışmaların yeterli olgunluğa ulaş(a)madan imzanın atılmış olmasıdır. Yaşanan bir yetki aşımıdır. Ancak bu, parti hukuku içinde çözümlenebilir bir duruma tekabül etmektedir. (Keza bu konuda yetki sınırlarını aşan yoldaş, konuya ilişkin özeleştiri vermiş ve MK üyeliğinden istifa etmiş, meşruluğu kalmayan diğer MK üyelerinin de istifa etmesi çağrısında bulunmuştur.) Ne var ki merkezi önderliği fethetmeye kendini adamış iktidar zehirlenmesi yaşayan bu azınlık, HBDH’ye yönelik hiçbir tartışmaya katılmamış, hiçbir talebe karşılık vermemiş, bununla da yetinmeyerek HBDH tartışmaları için ülkeye ve Avrupa’ya gönderilen tartışma notlarını gasp ederek, sahiplerine ulaşmasını engelleyerek suç işlemekten çekinmemiştir. Ve nihayetinde bu ittifakın “partinin programatik görüşlerinin tasfiyesi anlamına geldiği”ni ilan edip yaygara koparmış ve partililerin önemli bir kısmının görüşlerini hasır altı ederek HBDH’den çıkıldığına dair korsan bir açıklama yapmıştır!

İktidar düşkünlerinin“kriz çıkar, partiyi kamplaştır, böylece kimse senin hatalarını/suçlarını ve seni tartışmasın” perspektifi bir kez daha devreye sokulmuştur. Partimizin, HBDH’nin içinde yer almasıyla ittifak içinde oynayacağı rol ve bu oluşumun partimize sunacağı katkı bir kenara bırakılmış, tartışma, içerideki hesaplaşmalara alet edilerek politik özünden koparılmıştır.

İkinci olarak; HBDH, Kürt ulusal hareketinin merkezinde yer aldığı bir ittifaktır. Ve her eylem birliğinde olduğu gibi imzacı her örgütün stratejik görüşleriyle uyumlu olmayan kimi içerikler taşımaktadır. Bu gerçek,her ittifak ya da eylem birliği için geçerlidir. Faşizmin gemi azıya aldığı, saldırıların hedefine Kürt ulusal hareketini, Kürt halkını buradan diğer devrimci ve ilerici güçleri koyduğu böylesi bir süreç ancak güçlü bir ittifak ve güç birliği ile karşılanabilir.

Açıktır ki, mevcut koşullar içerisinde HBDH bir zorunluluk olarak ortaya çıkmıştır, ki savaşçı bir partiye koşullar kaçınılmaz olarak bazı uzlaşmalar dayatır ve gerçek komünistlerin amaçlarına giden yolda “tarihin akışının yarattığı bütün koşullar ve tavizlerden” (Engels) geçmeye hazır olmaları gerekir. Elbette program, ilke ve teori konusunda partimiz, saflığını korumaya özel bir önem vermektedir. Ama bu, partimizle aynı şeyleri savunmayan, farklı program ve ilkelere sahip örgütlerle biraraya gelmeyeceğimiz anlamına da gelmez/gelemez. Böylesi süreçlerde “ilkelerin arkasına gizlenerek” ittifaklardan kaçınmak, kendine-MLM’ye güvensizlikle malul bir yaklaşımdır.

Ezilen yığınların tüm kazanımlarını yok etmeye ant içmiş faşist iktidarla derdi olanların (elbette sosyal şovenizmle malul değilse), yapması gereken, bu yapılanmanın içerisinde yer almaktır. Diğer yandan Rojava’da, Ortadoğu’nun kalbinde demokratik bir yapı ortaya çıkmıştır. Ve daha şimdiden bu örnek Ortadoğu halkları için bir çekim merkezi haline gelmiştir. Türk devletinin başından bu yana boğmaya çalıştığı Rojava Devrimi’ni, dışımızda bir gelişme olarak görmek ancak iflah olmaz şovenistlerin işi olabilir.

İbrahim Kaypakkaya yoldaşın tezlerini otomatiğe bağlanmış bir şekilde tekrarlayan ve fakat güncelle yani yaşamla bağlarını kopararak onu öldürmeye çalışan dogmatiklerden HBDH’nin Kaypakkaya’nın görüşleriyle tam bir uyum içinde olduğunu anlamalarını beklemek ise elbette gereksiz bir çabadır. Somut koşulların somut tahlili ilkesine sımsıkı bağlı olan Kaypakkaya yoldaş, tüm çalışmalarında bu yöntemi uygulayarak Türkiye devrim tarihi içinde önemli bir yer kazanmıştır. Partimiz, Türk devletinin 45 yıldır tüm baskı, katliam ve yasaklamalarla öldüremediği Kaypakkaya çizgisinin düşmanı olan tüm akımlara karşı mücadele ederek onun görüşlerini “eylem kılavuzu” olarak almaya devam edecektir.

Söz konusu azınlık yine icat ettikleri imzalarla (… PMK Üyeleri) partimize açık bir metin kaleme alarak ittifaka dair parti iradesine döndüklerini ilan etmişlerdir. Ne var ki tüm partiyi bağlayacak kararlarda parti iradesine gitme yetkisi sadece ve sadece MK’ya aittir. Başka hiçbir organ ve kişi, tüm partiye bu şekilde seslenemez, bu konuda tüzüğümüz son derece açıktır. Ancak buna rağmen henüz söz konusu belge, yönetici organlara ulaşmadan gerilla alanı, ittifakın içinde olunmayacağını Kürt hareketine iletmiş, karar henüz parti iradesince tartışılmadan bu çizginin sahipleri ve (y)etki alanında bulunan organlar, parti hukukunu hiçe sayarak kaosu derinleştirmişlerdir! Bu tutum, bu çizginin siyaset yapma biçimini de yansıtmaktadır! Buna göre parti iradesi, hukuk ya da tüzüğün bir önemi yoktur, asıl olan “kutsal önderliğin” isteğidir! Geriye kalan teferruatlar; manipülasyon, yalan ve sahtekarlıkla halledilecektir.

Özetle; partimiz adına HBDH konusunda “iradeye dönme” yetkisi bu azınlığa ait değildir. Bu yüzden partimizin kararıdır şeklinde kamuoyuna yansıtılan karar meşru değildir. Diğer yandan bahse konu açıklamadaki rakamlar da gerçeği yansıtmamaktadır. Partimiz TKP/ML, bahse konu sorunlardan kaynaklı hak ettiği şekilde rolünü oynayamamış olsa da Halkların Birleşik Devrim Hareketi’nin bir bileşenidir.

 

GYDK, Dönemin MK’sı Tarafından Onaylanmıştır!

Bu tasfiyeci çizginin ikinci büyük kriz argümanı ve nihayetinde partimizin çoğunluğunu parti dışı ilan ettiği diğer bir konu Geçici Yurt Dışı Komitesi (GYDK)’dir.

Düşman engellemesi ve operasyonunu takip eden günlerde yurt dışında ilgilileri tarafından geçici bir komite oluşturulmuş ve bu, Haziran 2015’ten önce söz konusu MK bileşenine iletilmiştir. Acil sorunların çözümü adına kurulan komite, dönemin MK üyelerinin tamamı tarafından onaylanmıştır. Ne var ki bir süre sonra MK içindeki bu bozguncu çizginin sahipleri, söz konusu komite üyelerini hizaya getiremeyeceğini, parti çizgisinden ödün vermeyeceklerini görünce Haziran 2015’te ve kendileri bile adına “MK toplantısı” diyemedikleri ama sadece MK’nın onaylayabileceği kararlar aldıkları ve faaliyet alanlarına MK toplantısı izlenimi verdikleri söz konusu toplantıda bu alan için yeni bir bileşen kurmuşlardır. Diz çöktüremediğini ve teslim alamadığını tasfiye et” parolası burada da yürürlüğe girmiş, örgütledikleri hizip çalışması başarısız olunca darbeci çizgi sahipleri GYDK’yı “hizip” ilan etmişlerdir.

Bu esnada yeniden bir irade tartışması açılmış ve merkezi iradenin tamamlandığı iddia edilmiştir. Parti tarihimizde böylesi bir örnek 2. MK döneminde yaşanmış, iradeyi yitiren MK, partiye dönmüş, parti iradesi konferansa kadar MK’nın atamalarla güçlendirilmesini doğru bulmuştur. Makyavelist, oportünist çizginin günümüz sahipleri ise buna tenezzül bile etmemiştir. Oysa Haziran 2015’ten bu yana parti komiteleri ve çok sayıda parti üyesi tarafından yaşanan sorunların çözümüne dair, parti birliğini korumak adına önerilerde bulunulmuş ancak bu öneriler yok hükmünde sayılmıştır.

Parti içinde yaşanan örgütsel kaos ve bu kaosun partimizi bir ayrılığa doğru sürüklediği görüldüğü andan itibaren, bir bölünmenin olmaması için çaba sarf edilerek bunun önüne geçilmeye çalışılmıştır. Tartışmaları parti içinde tutarak, dışa bir şey yansıtılmamaya çalışılmış, her alanda karşılaşılan darbeci anlayışa karşı parti tabanı ikna edilerek, bazı şeylerin zamanla düzeleceği, acele etmemek gerektiği söylenmiş, ancak darbeci “MK üyeleri” bu durumdan yararlanarak bildikleri yoldan yürümeye devam etmişlerdir.

 

Enerjisini Devrimcileri Yok Etmek İçin Harcayanlar Karşı Devrime Hizmet Eder!

Partimizin hukuku, parti örgütlerinin, kurumlarının, üyelerinin ve örgütlü yoldaşlarının eleştiri ve özeleştirilerinin, yoldaşları ve diğer alanlar hakkındaki görüş ve önerilerinin temel adresi olarak komiteleri adres olarak gösterir. Bunun dışındaki her davranış tehlikeli burjuva hastalıklara neden olur. Son iki yıllık süre içinde yaşananlar “kendini MK zanneden” bu azınlığın, burjuva ideolojisinden ne düzeyde mustarip olduğuna tanıklık etmiştir. Açıkça yalan söylemek, yoldaşlarının arkasından iş çevirmek, komitelerde konuşulması gerekenleri dışarı taşımak ve bunu “hasmını” yok etmenin bir aracı haline getirmek bu çizginin tezahürlerine birkaç örnektir! Faaliyet alanlarına saldırmak, gasp etmek, devrimcilere şiddet uygulamak, tehdit, hakaret, linç, cinsiyetçi ve homofobik söylemler ve buna eklenebilecek bir dizi pratik, bu çizginin burjuva ideolojisinden ne düzeyde zehirlendiğine kanıttır.

Bilinir ki Başkan Mao, partinin temel gelişim dinamiği olarak iki çizgi mücadelesine işaret eder. Farklı fikirlerin olmadığı ve çatışmadığı bir partinin temel yaratıcı özünden yoksun olacağını söyler. Keza, onun bir öğrencisi olarak da Kaypakkaya yoldaştan bu yana partimiz sorunların çözümünde şiddeti asla bir yöntem olarak savunmamış, bu konuda TDH içinde ayrı bir yerde konumlanmıştır.

Ne ki bu “sol” sekter, tasfiyeci/darbeci çizgi, sınıf düşmanlarının yöntemi olan şiddeti rakiplerini sindirmenin, baskı altında tutmanın, onlara diz çöktürmenin ve teslim almanın temel bir yöntemi olarak ele almış, yığınla örnekte sabit olduğu üzere, devrimcilere, tehdit, hakaret ve şiddet merkezi bir yönelimin sonucu olarak yaşanmıştır.

Partimiz, devrimcilerin birbirlerine şiddet uygulamasına ilkesel düzeyde karşı çıkmaktadır. Hiçbir gerekçe, devrimciler ve halk saflarında şiddet uygulanmasını meşru kılmaz. Hiçbir gerekçe, sınıf düşmanlarının devrimcileri birbirlerine saldırtma, düşmanlaştırma vb. emellerini kuşanmayı haklı gösteremez. Elbette aklıselim hiç kimse, Partide bir ayrılığın olmasını istemez. Her ayrılık güçleri zayıflatır, moral bozukluğuna yol açar ve güvensizlik geliştirir. Ancak, hiçbir parti ve örgüt de, bir ayrılığın olmayacağı garantisini veremez. Sorun böylesi durumlar karşısında, muhatapların karşılıklı tutumlarıdır. Karşılıklı nasıl davranacakları, ayrılık olduktan sonra birbirleriyle nasıl ilişkilenecekleri meselesidir. Meselenin can alıcı yönü ve tamamı budur.

Partimizden ayrılanlar, adeta güç gösterilerinde bulunarak devrimcileri tehdit etmiş ve pusu kurarak şiddet uygulamıştır. Bu korkaklığın ve kendine güven durmayanların ruh hallerinin dışı vurumudur. Partimiz, bugüne kadar çekilmek istendiği provokasyonlara gelmeyerek bu noktada da ilkelerine sadık kalmış, sabrını sınayanlara sürekli olarak yaptıklarının yanlışlığını anlatmaya çalışmıştır. Bu, güçsüzlüğün değil, devrimci duruşumuzun bir sonucudur. Proletarya Partisinin bakış açısı ve kültürüne sahiplenen yoldaşlarımız, onların, sınıf düşmanlarının arzusunu yansıtan çatışma ortamına çekme oyunlarına gelmemiştir. Bu çatışma ortamına girilmemesinin tamamen yoldaşlarımızın dikkat ve uyanıklığı sonucu olduğu unutulmamalıdır.

 

Geleceği Kazanma İrademizin Simgesi Şehit ve Tutsaklarımızın Değerli Ailelerine!

Partimiz sınıf mücadelesi arenasına çıktığı günden bu yana, canını emekçi yığınların kurtuluşu uğruna sakınmadan feda eden şehit ve tutsaklarımız sayesinde bugüne ulaşmıştır.

Her şehidimiz, halk demokrasisi, sosyalizm ve komünizme giden yolun kilometre taşlarını kanı ve canıyla döşemiştir. Onlar zaferimizin teminatı ve kararlılığımızın simgesi olmuştur. Toprağa düşen her yoldaşımız bize, faşist diktatörlük karşısında daha güçlü durmak, direnişi yükseltmek ve düşmana daha güçlü darbeler indirmek adına birer çağrı olmuştur! Partimiz, bugüne değin nice zorlu süreçlerden geçti. Sınıf düşmanlarıyla yürüttüğü bu amansız kavgada sendelediği, gerilediği dönemler de oldu. Ancak toprağa saldığı derin kökler sayesinde her defasında yeniden ve yeniden ayağa kalkmasını bildi! Şehitlerimizin bize devrettiği kızıl sancağı daima onurla taşımaktan, bu bayrağı düşmanın burçlarında dalgalandırmaktan asla vazgeçmeyeceğimiz bilinmelidir!

Partimizin yaşadığı bu durumdan en çok etkilenenlerin başında şehit ve tutsak ailelerimiz gelmektedir. Yaklaşık üç yıldır, darbeci tasfiyecilerin tüm yaklaşım ve saldırılarını birlikte gördük ve yaşadık. Bilinmesini isteriz ki, hayalleri tetik uçlarında kalan şehit yoldaşlarımızın düşlerini er ya da geç gerçekleştireceğiz. Bu onlara verilmiş sözümüzdür.

 

Parti İlkelerimize Yabancı Her Türlü Akıma Tavır Al!

Haziran 2015’ten bugüne partimizin merkezi önderliğini gasp ederek, defacto bir şekilde başkanlığın fiili uygulanışına öykünen, bu hizipçi/darbeci çizgi ve icraatları; partimizin tüzük ve hukukunun alaşağı edilmesi anlamına gelmektedir.

Uzun bir süredir sorununun iki çizgi mücadelesi temelinde herhangi bir ayrışmaya neden olmadan çözülmesine yönelik tüm gayretimiz karşılıksız kalmıştır. Bu tasfiyeci, bozguncu çizgi, merkezine iktidar hırsını koymuş ve faşist diktatörlüğün azgın saldırganlığı karşısında partimizi zayıf düşürmüştür. Bunu yapanlar, ortaya koydukları pratiklerin partimize vereceği zararı kuşkusuz biliyordu. Ne ki bir kere parti kaygısı yerini “ben”e bıraktı mı, burjuva ideolojisi damarları ele geçirmiş demektir! Son iki yıl içinde partimizin yaşadığı daralma sadece düşmanı sevindirmiş, yapılanlar karşı devrime hizmet etmiştir.

İlan ediyoruz ki, partinin irade ve eylem birliğini parçalayan; hizip çalışması örgütleyerek alanları ele geçirmeye; yönetici organları tasfiye etmeye çalışan böylece objektif olarak düşmana hizmet eden; tek adamcı, iktidar düşkünü, sağ tasfiyeci, bozguncu, kadın, LGBTİ+ ve Kürt düşmanı bu çizgiyle aramızda hiçbir bağ kalmamıştır!

Partimiz söz konusu darbeciliğe karşı tavır almıştır. İki yılı aşkın bir süredir devam eden, kazanma, ikna etme çabaları sonuçsuz kalmış ve söz konusu çizgi sahipleri, partimizin dışında konumlandırılmıştır!

Parti iradesinin, “MK”nın durumu ve Partimizin geleceği ile ilgili karar verme yetkisini gasp etme ve bu yetkiyi tek elde toplama faaliyetinden ibaret olan darbeci-tasfiyeci, hizipçi kliğe karşı parti üye ve partimizin ana gövdesini oluşturan yönetici komitelerimizin irade beyanı “Örgütlenme Komitesi” olarak somutlanmıştır. MK’nın siyasi, hukuki, nicelik bakımdan çöktüğü, meşruluğunu yitirdiği bu aşamada Parti iradesi kararını bu yönde vermiştir.

Bu kararın alınmasının ardından Örgütlenme Komitesi, partinin tüm iradesini yansıtacak bir şekilde kurulmuş ve çalışmalarına başlamıştır. Süreci bir bütün olarak değerlendirmeye, darbeci-tasfiyeci hizbe yönelik partimizin tutumunu belirlemeye yönelik çalışmasını yaptığı ve bu çalışmanın sonuçlarıyla birlikte kendisini ilan edeceği planlanmasına karşın, TKP/ML üyesi TİKKO Rojava komutanlarından Nubar Ozanyan (Orhan) yoldaşın, devrimimizin vefalı emekçileri Serdar Can ve Güzel Anamızın şehit düşmesiyle birlikte Örgütlenme Komitesi olarak kamuoyuna bir açıklama yapılmadan bu imzanın “zamanından önce” kullanılması bir zorunluluk olmuştur.

Partimiz, Kaypakkaya yoldaşın programatik görüşleri doğrultusunda, sınıf mücadelesinde, sebatla ve kararlılıkla yoluna devam edecektir. Bundan kimsenin kuşkusu olmamalıdır! Kaypakkaya yoldaşın gerçekleri-gelişmeleri analiz eden, buradan yeni sentezlere ulaşan bilimsel düşünüş tarzı bizim için esastır! Ancak şunun altını çizmeliyiz ki, bahsini ettiğimiz çizginin parti dışı kalması partimizi, halkımızın umudunu zayıf düşüren tüm zaaflarımızdan tamamen arındığımız; sınıf mücadelesinin bizlere yüklediği görevlere dönük ertelemeci ve hantal yanlarımızla bir bütün hesaplaştığımız anlamına gelmemektedir. Bu konuda, bu süreçte edindiğimiz yıpratıcı tüm deneyimler ışığında uzun ve eleştirel-özeleştirel bir dönem bizleri beklemektedir. Ve partimiz bunu yapacaktır.

Partimiz bu kaostan ancak onu var eden, bugünlere getiren, ona değer katanlar sayesinde çıkabilir! Partimizin üzerinde yükseldiği ilkeler ve yarattığı kültür bilinmektedir. Parti kitlemizi, ilkelerimize, çizgimize, Marksist-Leninist-Maoist ideolojiye, kültürümüze yabancı her türlü akıma karşı tutum almaya, hizipçiliğe ve darbeciliğe set çekmeye çağırıyoruz!

 

Yaşasın Partimiz TKP/ML, Halk Ordusu TİKKO, TMLGB

Yaşasın partimizin birliği ve darbeci-tasfiyeciliğe karşı gösterdiği irade!

Yaşasın Marksizm-Leninizm-Maoizm!

Yaşasın Halk Savaşı!

 

TKP/ML Örgütlenme Komitesi

Kasım 2017

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın